ŞEHİR-İNSAN MEDENİYET KÖPRÜSÜ ÖRNEK KİŞİLİKLER PROJESİ

Beş Şehirliye Dair

 

Bu beş şehirli şahsiyeti İstanbul’da dar bir çevrede doğrudan tanıma imkânı bulanlar gerçekten talihliydiler. Gençlerin onlara ulaşmasını iş edinen ve zamanında benim de tanımama vesile olan Sedat Yenigün ve Ali İhsan Yurt gibi şahsiyetleri rahmetle anıyorum.

İlk tanıdığım, Ali Fuad Başgil idi. Ortaöğretim çağında onun Gençlerle Başbaşa kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim. Dik duruşunu, vesayete karşı mücadelesini, uğradığı zulümleri çok dinledim büyüklerimden. Ama doğrudan kendisi ile tanışamadım.

Mâhir İz ve Süheyl Ünver ile de karşılaşmadım ama onlarla ilgili yazılan her satırı okudum, her anıyı dinledim. Talebelerinin, sohbetlerinde bulunanların bütün anekdotlarına merakla kulak misafiri oldum ve hocalarına nasıl bağlı olduklarına çok şahitlik ettim. Kütahyalı Ressam Ahmet Yakupoğlu’nun Süheyl Ünver’i; Prof. Dr. Mustafa Uzun’un, Ertuğrul Düzdağ’ın, Prof. Uğur Derman’ın, M. Şevket Eygi’nin Mahir İz’i anlattıkları sohbetlerine defalarca katıldım. Aile ve yakın çevresi, aldığı eğitim ve yaşam kültürü ile gerçek bir Osmanlı münevveri ve riyasız bir dindar olan Mâhir İz; dil ve edebiyat bilgisi, tavrı,  tarzı ve nezaketiyle örnek bir şehirli olarak akıllarda yer etmiştir.

Ekrem Hakkı Ayverdi, bu isimler arasında bir bakıma en talihli olanı denebilir. Kurumsal yapılarla ve yayınlarla birçok kesime ulaştırılmıştır. Kendisini ilk defa, Galata Mevlevihanesi’nin kapısında görmüştüm.  Görünüşüyle, şekliyle, duruşuyla, kıyafetiyle, etrafına hâkimiyetiyle beni çok etkilemişti. Bir lise talebesi olarak o çağlarda üzerimdeki bu ilk tesir; daha sonra onun yaptıklarını, çalışmalarını, yazdıklarını görüp öğrendikçe daha da büyüdü.

Fethi Gemuhluoğlu’nu ise şahsen tanıdım. Çok kısa bir dönem yanında bulundum ama üzerimdeki tesiri müthiş oldu. Kendisini düşünür, kültür, fikir, dava adamı ve benzeri ifadelerle tanımlamak mümkün. Bana göre ise “Gemuhluoğlu” denince akla gelen ilk kavram ve özellik tartışmasız ‘aşk’tır. Fethi Gemuhluoğlu’na dair beni en çok etkileyen tanımlama, Necip Fazıl Kısakürek’in “…ateş hattındakilere sakalık eden, nakliye ve levazım kollarına yön veren hususi çevrelerde mayası halis bir gençlik yoğuran, gönlü tasavvuf kokusuyla ıtırlı…” ifadeleridir.

Yakın zamanda yayımlanan Gemuhluoğlu’nun Nuri Pakdil’e yazdığı mektupların üzerimde bıraktığı büyük tesir, samimiyet ve aşkla yazılmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu mektupların birinde Sezai Karakoç, Mehmet Çavuşoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Bahattin Karakoç, Kamil Turan gibi o zamanın gençlerini sorması, onları takip etmesi; “Sen hiç Kani Karaca’dan Sure-i Rahman dinledin mi? Ağlar oldun mu? Niyazi Sayın veya koca üstad Halil Can üflerken sen yeniden doğdun mu?” cümlesiyle de bir anda dünyadan el çekmiş bir derviş havasına bürünmesi kendisinin gönül zenginliğini gösterir.     

Onunla iletişim, “Sen hiç âşık oldun mu?” sorusuyla başlar ve alınan cevaba göre; önemsenir, derinleşir, yahut hiç gelişmeden orada kalır. Söylediklerinden çok sorduklarıyla, konuştuklarından çok konuşmadıklarıyla, kısacası hâliyle sıra dışı bir adam; Fethi Gemuhluoğlu.

1975 yılında tarihçi olmak istediğimi kendisine söylediğimde “Mutlaka Şam’a gitmelisin.” diye tavsiye etmiş ve heyecanla talimat yağdırmıştı.

“… Bıraktığımız Beyrut’u görüyorsunuz. Bıraktığımız Lübnan’ı görüyorsunuz. Bıraktığımız Suriye’yi görüyorsunuz. Bıraktığımız Irak’ı görüyorsunuz. Bıraktığımız Suriye meydanda. ‘Fitnenin evveli Şam, âhiri Şam.’ Görüyorsunuz…” (Dostluk Üzerine isimli konferans, 22 Kasım 1975).1

Dikkat buyurunuz; bunlar bugünden kırk yıl önce söylenmiştir…

Adam keşfetme ve adam kazanma konusunda büyük bir kabiliyet ve isabet sahibiydi. Kültürümüzdeki devşirme sisteminden himaye sistemine kadar devam eden adam yetiştirme geleneğinin en iyi uygulayıcılarından birisiydi. Öğrencilere sadece burs vermeyen, onları sadece okutmayan; aynı zamanda, onları okuyan, anlayan ve onlara hedef gösteren, nefes veren, ruh üfleyen bir adamdı. Şehirliliği çok önemseyen; estetiği, Anadolu’dan İstanbul’a ilk defa gelen gençlere dersler hâlinde veren; ayakkabıyla pantolon rengi arasındaki uyumla hangi renk çorabın giyilmesi gerektiğini bile ihtar eden bir aile büyüğüydü.

Siyasetle ilgilenmez gözüken, siyasete girmeyen, ama ilm-i siyasetin ve ilm-i kıyafetin gerçek bir üstadıydı. Tarih okumaktan ziyade anlamaktan, feraset ve dirayetten kaynaklanan keşfü kerametiyle geleceği okuyan bir adamdı. Şu sözlerine bir bakar mısınız, ne kadar iddialı.

“… Bu büyük Osmanoğlu, bu efsânevi Osmanoğlu, bu İ’lâ-yi Kelimetullah üzere halkedilmiş olan Osmanoğlu… İ’lâ-yi Kelimetullah kendisine verilmiş olan Osmanoğlu ve alınmamış olan Osmanoğlu…” (Dostluk Üzerine isimli konferans, 22 Kasım 1975).2

Yeri geldiğinde umut veren, yeri geldiğinde de uykular kaçıran:

“…Tarihe dost değiliz. Coğrafyaya da dost değiliz. Coğrafyaya dost olmadığımızı göreceksiniz. Türkiye bir iç harbin eşiğindedir. Bir doğu-batı meselesi çıkabilir. Anadolu Beylerbeyliği’ni bile size çok görürler…” (Dostluk Üzerine isimli konferans, 22 Kasım 1975).3

Fethi Gemuhluoğlu’nu kırk sene sonra, tekrar yeniden keşfetmek, hissetmek, onun ön görülerine ve önsezilerine dikkat etmek ve dikkat çekmek düşüncesindeyiz.

Şehir-İnsan Medeniyet Köprüsü: Örnek Kişilikler, Türkiye’de son yıllarda gençlerin globalleşen, köksüzleşen ve geleneksel kültürden savrulan hâlini gördükçe sorumluluk makamının yapması gerekenlerin bir adımı, bir hamlesi olarak hayat bulmuştur. Benzeri çalışmaların mutlaka arkasının gelmesi gerektiğine inanıyoruz.

Notlar

1    Dostluk Üzerine Fethi Gemuhluoğlu Kitabı. İz Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 32.

2    Age., s. 31.

3    Age., s. 33.